Category Archive BLOG

Ülkedeki her çocuktan hepimiz sorumluyuz

farklı eğitim denemeleri 2

özellikle kamuda bir öğrenci, öğretmen ya da okul başarısı söz konusu olduğunda dile getirilen somut veri sınav başarılarıdır. kazanılan okullardır.

Read More

farklı eğitim denemeleri 1

“Nasıl bir eğitim ?” diye soruyla girersem eğer, birbirinin benzeri ezber cevaplar almamız olasıdır.

Ancak uygulamaya dönük önermelerde ve uygulamalarda kısır kaldığımız bir gerçektir.

Read More

tehlikeli oyun

bir filmin adı tehlikeli oyun. okulda geçen bir film. filmin daha girişinde idi öğrencilerle öğretmen arasında tekrar naziler gelir mi tartışması yapılıyordu. evet bir alman filmi ancak olay gerçek olarak 1967 de californiada yaşanmış.

film oldukça keyifle izleniyor. ayrıca oldukça derin meselelere de parmak basıyor bana kalırsa. biraz filmden biraz da neden yazdığıma gelelim artık.

proje konuları seçilmiş öğretmenler belirlenmiş. aslında anarşizm konusunu almak isteyen öğretmenimize ise otokrasi verilmiş. çok istekli olmayan öğretmenimiz konuyu daha iyi verebilmek için bir senaryo hazırlar ve ona göre dersi yapar. mesele de burada zaten.
grup önce kendilerine isim ve işaret belirler. ders ilerledikçe grup kendilerine özel kıyafetler belirler. kurallar ve disiplin oluşur. özel işaretler. tartışmaksızın kabullenmeler. sorgulayanların, itiraz edenlerin itildiği bir süreçle devam eder işler. ilk başta  ders iken herşey sonra durdurulamayan bir “çete”ye döner grup.

film böyle devam eder ve finali de kötü olur. tahmin edileceği üzere.

peki yukarıda gördüklerimiz bize bir şey söylüyor mu ? benim aklıma ilk olarak bizim okullarımızdaki saç tıraşları ( neyse ki kaldırıldı), kıyafet zorunlulukları, okul kıyafetleri, parmak kaldırmadan konuşmama ( söz verene itaattir bana göre ), kuralları sorgulamama geldi.

nitelik olarak verimsiz eğitimimizde niceliğin çok öncelikli olduğunu hala kıyafet kontrolleri yapan idarecilerimizden, meslektaşlarımızdan görüyoruz. sessiz sınıfın öğretmeninin başarılı olduğu sorgulanmaksızın kabul görüyor hala örneğin.

demem o ki eğitimi o kalıp tanımında ki istendik yönde davranış değişikliğini itaatkarlıktan yana başarırken yaratıcılıkta besbelli sınıfta kaldığımız. başarılı, huzurlu, yaratıcı bireyler eğitim hedeflerimizde varken üstelik.

aynı giysi, aynı işaret, aynılık aidiyete ve aidiyete sorgusuz sualsiz bağlılık getirirken renklilik ölüyor. ki renkliliktir yaratıcılığı getiren. başarıyı mutluluğu sağlayan.

bu yazı daha detaylı alt başlıklarla uzar aslında anlaşılır olmak için ama burada kesmek en hayırlısı şimdilik en iyisi filmi seyretmek.

musa ertürk

model öğretmen

eğitimin halleri, düzeni, felsefesi,politikası üzerine bir çok yazı vardır. bu yazılarda herkes kendi meşrebince önermeler yaparlar. sorun şu ki hem öğretim üzerine hem de eğitim üzerine bir çok çözüm bekleyen sorunlar yumağı içindeyken hiç kimsenin olan bitenden memnun olmayışı.

eğitimle ilgili konuşan yetkin ya da değil kişilerin ilk söyledikleri müfredat ve öğretmen üzerinedir. eğitimin felsefesi, öğretmen yetiştirme politikası hiç akla gelmez örneğin. bu yazıda öğretmen faktörü üzerinde duracağım.

eskiden beri toplumda ve öğretmen camiasında söylenen ve inanılan şudur: öğretmen modeldir. bu cumhuriyetin ilk yıllarında ve yeni kurulan devletin felsefesine göre doğruydu. halkın büyük çoğunluğunun yoksul ve bir o kadar cahil olduğu yerde bilgiyi taşıyacak olan elbette öğretmendi. sadece öğrencilere değil köylüye de yeni bilgiler verecek olan, giyimiyle, konuşmasıyla örnek olacak olan öğretmendi. çünkü bu öğretmenler köy enstitülerinde o donanıma göre yetiştiriliyordu. ve yeni devletin yeni zamana göre konumlanması için bu bir gereklilikti kendisini de inşaa edebilmek için.

bu rol model olan öğretmen her şeyi bilen, yapan, sert, “disiplinli”, aşırı kuralcıdır. yani dikte eder, emreder. aslında bir eğitimciden çok “komutandan” farksızdır.

ancak o zamanlardan bakarak 21.yy eğitiminde de öğretmenin değiştirici, dönüştürücü olmasını ve rol model olmasını beklemek hatta o düzlem üzerinden “öğretmen gibi” tanımlamaları yapmak artık boşta kalıyor. yaşamda yerini bulmuyor. iletişim en hızlı zamanına girmiş. öğrenme okullardan çıkmış. önce tvlerle sonra sosyal medya ile toplum hatta toplumlar yeniden şekillenirken nerdeyse yüz yıl öncesinin öğretmen tanımından,rolünden hareket etmek yapılabilecek en büyük yanlış olur.

 

artık sınıfta öğretmen ne derse desin, ne anlatırsa anlatsın öğrenciler kendi doğrularını sosyal medyadan ve tvlerden alıyorlar. akademik başarı için sadece bilgiyi emen öğrenciler olduğu gibi bunu bile reddedenlerin sayısı çok daha fazladır. hele ki adalet, hak, dostluk, dayanışma, yardımlaşma vb değerler üzerine olan eğitimler suya yazılan yazılar gibi oluyor. sınavlarda soru şeklinde sorulduğunda doğru cevabı bilen öğrenciler bile kendi yaşamlarında bu değerleri uygulamıyorlar. çünkü bunun gerçek olmadığını sokakta görüyor. aile çevresinde örneklerini yaşıyor. ya da en azından okuyor. maç sırasında kendini atarak penaltı kazanmayı hak sayıyor çünkü izlediği maçlarda böyle oluyor. her zaman hakem hatalıdır takımı kaybettiğinde.

demokrasiyi, adaleti öğretirsin sınıfta ama ailesinde işsiz kalmış birileri vardır. yakınlarında mutlaka hak etmediği uygulamalara maruz kalmış birisi vardır. çalışarak cep telefonunu yenileyemeyeceğini bilir. idol olan popçular, topçulardır çünkü. izlediği dizilerde orta ya da alt seviyede olsa da kahramanların şık giyindiğini takip ediyor. kendisi niye öyle olmasın ki. hadi bunlardan sonra ihtiyaç-istek denklemini açıkla, ihtiyaca göre harcama yapmak gerektiğini vurgula, örnekle, drama et. inandırıcı olamazsın.

üstüne bir de tv haberlerindeki kamplaştırıcı, ötekileştirici, ayrıştırıcı dili ekleyelim isterseniz. birileri toptan “hain”, birileri tam tersi. birileri hep doğru, diğerleri hep nifak tohumu olarak verilince “okul toplumunda” da izdüşümlerini görmemek imkansızlaşıyor. hadi öğretmen adalet, eşitlik, hak desin çözebilecek mi sorunu bakalım. sonra ne kadar “değerler eğitimi” yaparsan yap. hayat öyle değil bunu öğretmen kadar öğrenci de biliyor.

 

son yılların çok söylenen bir kaç sözü şöyledir:”topluma dayatılan….” , “toplumun değerlerine rağmen…” toplum kurumlarıyla, “değerleriyle” nasıl yaşıyorsa öyle inanır, öyle davranır. burada da sorun ne eğitimdedir ne öğretmendedir. elbette bu süreç içinde sadece akademik başarı odaklı “iyi öğretmen” kategorisinde “işini iyi yapmaya” devam ediyor olabilir. oyşa şu gözden kaçmamalıdır ki başarı tek başına bir şey ifade etmez, içinde etik, kurallara uyma, hak, eşitlik yoksa. yoksa doping alan sporcuların geri alınan madalyalarına itiraz etmemiz gerekirdi.

aslında bu yazı konusu çok detaylı ve çok uzun devam ettirilebilir hele de sistematik bir çözümleme ve önerme yapılacaksa. ama o eski rol model öğretmen öleli çok oldu. değişen bilgi akışı, toplumsal yapılar, ekonomik dengeler, değerler vb durumda eski öğretmen modeli üzerinden ve yaşanan sorunlu sistemden öğretmenin yapabilecekleri çok sınırlıdır. bu sınırlar içinde vefakarca, “kahramanca” çalışanların da motivasyon kaynakları çok farklıdır ve azdır. yeni öğretmen kısaca yaratıcı olmalıdır (bir sonraki yazı konusu), kendisi sınıfta adil olmalıdır, sınıf ortamını -eğitim araçlarını yaratıcılığı arttıracak şekilde düzenlemeli, sorulara cevap verenden çok soru sorduran olmalıdır, merakı törpüleyen değil arttıran olmalıdır. elbette bunlar motivasyon gerektiren gereklilikler. ne gün haksız yere işinden olacağın aklının köşesindeyken zor. hiç bir mesleki gelişimi, yeterliliği, yeniliği, başarısı olmadan ödül verilenlerin, işini layıkıyla yapanların görmezden gelindiği, hatta kelimenin tam anlamıyla mobing yapıldığı ortamda oldukça zor, imkansıza yakın tabi ki.

şurası gerçek ki yeni öğretmen bu şartlar altında ilham kaynağı olabilir. bu olursa da en güzeli olur.

musa ertürk

Bir reçete de benden

Alışıldık sorunlardan feryat etmeyeceğim şimdi. Bu kez şu herkesin tarifini yaptığı öğretmene dair söyleyeceklerim var. Bence yukarıdaki  temel meselelerle de ilgili aslında söyleyeceklerim.

Hemen herkes öğretmen şöyle olmalı böyle olmalı tariflerini görmüştür. Bildiğimiz reçeteleri aratmayan cinsten. Benimde aklıma geldi, okulların açılacağı günler yaklaşıyor diye düşünürken.

Başladım sıralamaya, sonuçta 22 yıl tecrübe biriktirmiş, alandan doğru meseleye kafa yormuş biri olarak benim de hakkım olduğunu düşünerek.

Öğretmen, önce tarih bilecek tarihi değil.  Önce insanlık tarihini. İnsanlığın biriktirdiği değerleri aktarabilsin diye.

Bilim tarihini fark edecek devamında. Yaşadığımız zamana iyisiyle kötüsüyle kimler katkı koymuş bilsin ki hiçbir milletin diğerinden ayrı düşünülemeyeceğini  görsün.

Görsün de çocuklarına bunu pis gavurlar bulmuş. Bak Müslümanlar sıfırı bulmasaydı hiçbir gelişme olmayacaktı demesin. İnsanların arasına nifak tohumu ekmesin.

Dinleri bilmeli. Sadece kendisininkini değil. Diğerlerini de bilmeli ki hepsinin aslında ahlakı, iyiliği-doğruluğu, yardımı, temizliği, adaleti vurguladığını öğrensin.

Sonra hepsinin diğerini kötülediğini de görsün. Sonra din adamlarının hep yönetenlerin yanında yer aldığını öğrensin. Öğrensin de kutsal olanın ne olduğunu doğru öğretsin.

Ya da kendinden olmayanları yerin dibine sokmasın.

Sanatı bilmeli. Resmi, tiyatroyu en  azından. Şiir denince ben de yazmıştımdan öte şairleri bilmeli, dertlerini, nasıl anlattıklarını görmeli.

Edebiyattan söz edebilmeli ki insanlığın dilini de öğrencilerine aktarabilsin.

Her zaman savaşların olduğunu, her zaman yoksulların olduğunu bilmeli. Bunların hiç birisinin ne zafer ne de kahramanlık olduğunu öğrenmeli tarihi okurken.

Ölenlerin kahramanlığıyla övünmenin yenilerine hazırlık yapmak olduğunu da bilmeli öğretmen. Bilmeli ki yaşamı savunan öğrencileri olsun.

Büyüdüklerinde başkalarının savaşında ölmesinler.

Oynayabilmeli çocukları ile. Eğlenebilmeli, gülebilmeli.  Sınıfta matematiği öğrenemeyenlerin hayatta pekala hesap kitap yaptıklarını bilmeli.

Ne iş yapıyor olsalar da problemleri çözdüklerini  gözlemlemeli, marangozda, inşaatta, en azından alış verişte.

Bölmenin güzelce yapıldığında paylaşmak olduğunu, asıl dertleri çoğaltanın gönülleri bölmek olduğunu, da sıkıştırmalı aritmetiğin bir kenarına, problemlerin problem cümlesine.

En kötü çıkarmanın insanlıktan çıkma olduğunu kalanının sıfır bile olmadığını anlatabilmeli, gösterebilmeli.

Felsefe bilmeli. Düşünmenin nasıl ayrıcalıklı bir şey olduğunu anlamış olmalı. Düşünceyle dünyanın nasıl değiştiğini, nelerin üretildiğini bilmeli.

Sorgulayan, eleştiren, düşünen eğitim istiyoruz deyip de nasıl olduğunu, ne yaptığını bilmeyen olmamalı. Ne yaparsa, nasıl eğitim uygularsa söylediklerinin olacağını düşünmeli.

Söylediklerini, yaptıklarını sorgulamalı. Farkındalığını geliştirmeli. Ekoloji ile ilgili, kutsallarla ilgili tekrar düşünmeli. Ona göre dil geliştirmeli. Ona göre eğitim süreci belirlemeli.

İnsanların doğduğu yeri, annesini-babasını, dilini, ırkını seçmediğini fark etmeli. İnsanlığın evrensel değerlerinden olan dil, din, ırk, inanç ayrımı yapmamayı özümsemeli.

Nefret dilinden uzaklaşmış olmalı.

Vicdanın da düşünme gibi insana özgü olduğunu unutmamalı ki büyüdüklerinde ezen olmasınlar. Ezilene göz yumup, sağır olmasınlar.

Konuşturmalı, konuşturmalı, konuşturmalı. Susun diyeni susturmalı. Hayal kurdurmalı, hayal ile gerçeğin bağını aramalı öğrencileri ile.

Masaldan bilime, hayalden gerçeğe kurulan köprüleri geçmeli konuşturarak, yazdırarak, çizdirerek ve oynatarak.

Daha da saymak elbet mümkün.  Bazıları;” “iyi de hocam sınavlar, testler, ailelerin baskısı.” diyor sanki. Duyar gibi oluyorum.

İyi de tüm bunlar iyi insan yetiştirmeye yardım eder. Aklını kullanan, düşünen insanlar olmaya yardım eder. Sınav başarısına engel değil üstelik.

 

musa ertürk (2015)

Tags

Yalancısın öğretmeni !

SENİN SÖYLEDİKLERİN MASAL GİBİ GELİYOR BANA.

KALEM KILIÇTAN KESKİNDİR DİYORSUN, OYSA GÜCÜ OLANIN GÜCÜ YETENE OLDUĞU GÜN GİBİ ORTADA. ELİNDE SİLAH OLAN DAHA BİR KESKİN.

HAK, HUKUK VAR DİYORSUN. KANUN, KURAL, DEMOKRASİ SENİN KİTAPLARINDA SADECE.

TRAFİKTE, SOKAKTA, MAHKEMEDE, OKULDA…. NERDE VAR HAK, ADALET, KANUN, DEMOKRASİ.

ALIN TERİNDEN, EMEKTEN BAHSEDİYORSUN BİR DE. TVLER ÖYLE DEMİYOR AMA.

ŞÖHRET OLMAK, ZENGİN OLMAK BİR YARIŞMA KADAR YAKIN BİZLERE.

ÖRNEĞİN DOĞRU OLMAK, YEMEKTEYİZDE BİRİNCİ YAPMIYOR. ÖRNEĞİN ZEKİ OLMAK, DÜŞÜNMEK GEREKSİZ KUTU AÇARKEN. KUTUYU HİSSETMEK DAHA BİR ÖNEMLİ.

BİR DE KIZIYORSUN BİZE SÖZCÜKLERİ YANLIŞ YAZINCA. İNTERNETTE, MESAJLARDA HERKES NE GÜZEL ANLAŞIYOR BİR BİLSENİZ.

ERKEKLERDE YEMEK YAPAR, TEMİZLİK YAPAR DEDİNİZ DÜN. BİR DÜŞÜNDÜM DE HİÇ BULAMADIM

ÖYLE BİRİSİNİ.

NE SÖYLEDİKLERİNİZ GERÇEK, NE DE KİTAPLAR. BİR GERÇEK VAR O DA TELEVİZYONLAR, İNTERNET. YILDIZLAR. POPSTARLAR, FUTBOLCULAR.

TÜKETMEK, DAHA ÇOK TÜKETMEKTİR GERÇEK. TUTUMLU OLUN, TUTUMLU OLUN DEMEYİN DAHA.

YALANCISIN DİYORUM YA, KIZMA BANA; SEN DE BİLİYORSUN YALAN SÖYLEDİĞİNİ.

AMA SENİN DEDİĞİN GİBİ OLSA, NE YAŞANIRDI BU DÜNYADA DEĞİL Mİ ?

MUSA ERTÜRK / 12.10.2008

Tags